33 Yıl Önce Viyana

0
926

Viyana, 2017 yılında 8. kez dünyanın yaşam kalitesi en yüksek şehri seçildi. Tam bir şehircilik harikası olan bu kentte dikkati ilk çeken, tarihin sunumu yani tarihe olan saygıdır. Tarihi binalar yıkılmıyor, ihtiyaç varsa restore ediliyor. Bina adresleri yüzlerce yıldır aynı.  Tarihi bir binanın ya da bir heykelin sağına soluna görüntüsünü engelleyecek hiçbir şey yapılmıyor. Tarih bilinci her sokakta hissediliyor ve gezerken bir açık hava müzesinde gezdiğinizi hissediyorsunuz. Osmanlı kuşatmasında atılan güllelerin duvarlarda hala durması, görenlerin özellikle de Türk ziyaretçilerin şaşkınlığını daha da artırıyor. Tarihe sahip çıkmak ve tarihi unutturmamak, her daim sembollerle olur. Bir Osmanlı güllesi Türk‘ün hüsranla biten Viyana macerasını hatırlatmaya yetiyor.

Bugün huzurlu bir şehir olan Viyana, her zaman böyle değildi. Bundan 33 yıl önce Ermenilerin, Türk diplomatlarına peş peşe yaptıkları terör saldırılarıyla sarsılmıştı.

1975 yılında ASALA’nın, 60 yaşındaki Elçimiz Danış Tunagil’i büyükelçilik binasında, çalışma masasında şehit etmesinden 9 yıl sonra ARA( Armenian Revolutionary Army), 20 Haziran 1984‘de Erdoğan Özen’i,  aracına koydukları bir bomba ile şehit etmişti. Bununla da yetinmeyen Ermeni teröristler aynı yıl 19 Kasım’da Birleşmiş Milletler diplomatımız Enver Ergün’ü de Schottentor kavşağında, kırmızı ışıkta beklerken sinsice ve korkakça kurşunlayarak bizden almıştı.

Diplomatlarımızın şehit edildiği sokakları görmek, o anları hatırlamak, insanın göğsüne bir bıçak gibi oturuyor ve çok acıtıyor. Bugün o sokaklardan geçenler, bu olayların farkına varmıyor. Hiçbir iz kalmamış, geriye kalan sadece ince, bitmek bilmeyen bir sızı. O da bizim payımız.

Bu acının etkisiyle sorular soruları kovaladı ve bir dedektif gibi geriye hiçbir şey kalmadı mı sorularına cevap aramaya başladım.

Geçen hafta 08.06.2017’de,  tarihçi dostum Mag. Christoph Benedik‘ten aldığım mail beni çok heyecanlandırdı. Kendisine bu konudan bahsetmiş ve bir şey duyarsa bana haber etmesini rica etmiştim. Mailden, 20 Haziran 1984’de Prens Eugen caddesini sarsan ve Elçimiz Erdoğan Özen’in canlı canlı yanarak şehitliğine sebep olan patlamadaki Honda Accord markalı aracından geriye kalanların, Yukarı Avusturya Eyaleti`ndeki Schloss Scharnstein isimli bir şatoda olduğunu öğrendim.

1537’den kalma şato

Birkaç aramadan sonra randevu verildi. Heyecan ve hüzünle karışık duygularla, tarihçi arkadaşımla yola koyuldum. Öğle saatlerinde Mag. Haral Seyrl, 1537’den kalma şatosunun kapısında duran ikinci dünya savaşından kalma T34 tankının önünde bizi karşıladı.

Bugün 75 yaşındaki Mag. Harald Seyrl ve eşi Dr. Regina Seyrl- Norman, Avusturya’nın köklü ailelerindendir. Aynı Türkiye’de olduğu gibi birinci dünya savaşından sonra Avusturya‘da da imparatorluk döneminden kalma unvanlar iptal edildiği için bugün kont ve kontes unvanlarını kullanmıyorlar. Seyrl’ler, ailelerinden kalan miraslarını da toplum için kullanan saygıdeğer bir ailedir.

Çalışma odasında bizi ağırlayan Seyrl ailesi, sorularımı büyük bir içtenlikle cevapladıktan sonra tarih müzesine çevirdiği ve son elli yılda kişisel merakından dolayı topladığı tarihi objelerle dolu şatosunda bize harika bir tarih turu yaptırdı. Yakın tarih konusunda kitaplarda bulunmayan bilgilere sahip olan Mag. Seyrl binanın ikinci katında bulunan ve şehit elçimize ait olan Honda Accord‘un yanına geldiğimizde, “İşte, aradığın burada“  dedi.

İşte karşımdaydı; paslanmış, paramparça olmuş metal yığınını görünce, içimden bir şeyler koptu. Buğulanan gözlerle etrafını tavaf ettim, dokundum ve resimlerini çektim. Beni, bu metal yığınına olan ilgimi dikkatlice izleyen Mag. Seyrl yanıma gelip sanki kafamdan geçenleri okumuşçasına, aracın Viyana Prens Eugen caddesinden buraya nasıl getirildiğinin hikâyesini şöyle anlattı: “Olay günü, polis suikast yerini inceledikten sonra araçtan geri kalanları incelemek için merkeze götürmüş. Son incelemelerden sonra, gelip aracı almaları için araç sahibine yani bu durumda merhumun eşine ve konsolosluğa haber vermişler.“

Mag. Seyrl aracın oradan alınıp çöpe atılması için “bir çekiciye ihtiyaç varmış tabii” dedikten sonra, “Bütün bunlar için o zaman para gerekliydi“ dedi.

Ne konsolosluktan ne de eşinden bu konuda bir talep olmayınca, merhumun eşinden aldığı imzalı kağıtla polise giden Mag. Seyrl, aracı Prens Eugen caddesinden yaklaşık 220 km uzaklıktaki şatosuna getirmiş, 15 kişilik bir ekiple aracı ikinci kata bugünkü yerine yerleştirmiş.  Seyrl, “Araç ağır olduğu için motor bölümünü çıkarmak zorunda kaldık“ dedikten sonra camekanlar içinde, yerleştirdiği parçaları da bize tek tek gösterdi.

Müzede de bulunan polis raporlarında belirtildiği üzere, 20 Haziran 1984 sabahı 08:45 sularında, Gürtel’den Theresianum sokağına sapan Honda Accord markalı araç Türk büyükelçiliğine doğru yönelip bir park yeri arar. El frenini çektiği anda aracın bagaj tabanına bir gece önceden yerleştirilen bombanın infilak etmesiyle, tüm sokak cehenneme dönmüştür. Araç metrelerce havaya uçmuş, çevredeki binaların camları kırılmış ve köşede nöbet tutan Avusturyalı polis memuru Leopold Smetaczel ve yoldan gecen birçok kişi ağır yaralanmış. Patlamanın şiddetiyle ağır hasar alan araçta yapılan incelemelerde bombanın nasıl patlatıldığı konusunda kesin bir bilgiye ulaşılamadığı ama uzmanların tahminine göre bir gece evvel şehit elçinin evinin yakınındaki park yerinde, bagaja yerleştirilen bomba mekanizmasının direkt el frenine bağlanmış olduğu bildirilmiş.

Mag. Seyrl’ın “Kimin yaptığı, şahıs olarak hiç bir zaman öğrenilemedi. Daha sonra Ermeni Devrimci ordusu ARA’nın saldırıyı üstlendiğini basından öğrendik. Avusturya polisinin o dönemdeki raporları, aynı teröristlerin Avrupa‘nın başka şehirlerinde de Türkiye‘ye karşı suikastlar düzenlediği yönündeydi.“ ifadesi dikkatimi çekti.

4 saat süren ziyaret esnasında Türk Büyükelçiliğimizden ziyarete gelen oldu mu soruma,  „Elbette ki“ dedi ve gülümseyerek her yıl Büyükelçiliğimizden meyve sepeti gönderildiğinden bahsetti.

 

“Aracın buradan alınması ve Türk envanterine kaydolması konusunda herhangi bir teklifte bulunuldu mu?“ diye sordum. Konuyu buraya getireceğimi anlamış gibi yüzüme baktı ve “Hayır olmadı, ama böyle bir şey şu an için zaten mümkün değil. Bu, çok kıymetli bir tarihe şahitlik etmiş,  koleksiyonumun en önemli parçalarından biri.“ dedi.

Bu duygusal ve her anlamda acı veren tarihi dersten sonra, şehidimizin mezarı olan araca son bir kez daha dokunup vedalaştım. Tek tesellim, aracın Seyrl ailesi himayesinde emin ellerde olmasıydı. Ancak aracın en azından Viyana Büyükelçiliğimizin bahçesinde sergilendiği hayalini kurmaktan kendimi alamadım. Bu konu, Ermeni iddialarında, devletimizin elini kamuoyu oluşturmada güçlendirecek bir konudur ve bu açıdan önemlidir ancak daha önemlisi şehidimiz Erdoğan Özen şahsında Ermeni terörüne kurban verdiğimiz tüm şehitlerimize olan vefa borcumuzdur.

Dr. Vahap Polat

CEVAP VER