Bir Gedikpaşa öyküsü

0
1113

Gedikpaşa denince akla ‘Zıvartnots’ kelimesi gelir. Zira muganni heyeti ve korosuyla Zıvartnots, semtin toplumsal yaşantısında temel taşı niteliği kazanmıştır. Zıvartnots Tıbrats Tas, 125. yaşına bastı. Bu muganni heyeti de, tıpkı diğer kiliselerde olduğu gibi, yerajışdabed (başmuganni) ve tıbrabed (muganni heyeti reisi) olarak görev yapan kişiler tarafından yetiştirilen tıbirlerin, kilisedeki ayinlerde ilahi ve Kutsal Kitap okumanın yanı sıra kilisenin temizliğini ve bakımını da gönüllü olarak üstlenen insanların oluşturduğu bir topluluk. Aynı vesileyle Zıvartnots Korosu’nun (yerkçakhump) kuruluşunun 80., Haryur Mangants Çocuk Korosu’nun kuruluşunun ise 60. yıldönümü kutlandı. Hal böyle olunca, bu kuruluşlar eşliğinde Gedikpaşa’nın yakın geçmişi diyebileceğimiz geçmişine doğru bir yolculuğa çıkmak farz oldu. Geçmişte daha çok Ermeni nüfusunun yaşamakta olduğu, günümüzde ise turistik açılımlara rağmen hâlâ ağırlıklı olarak ayakkabıcıların işyerlerinin bulunduğu bu küçük semtin ismi, bugün de Garabed Papazyan, Güllü Agop, Mardiros Mınakyan gibi, Osmanlı tiyatrosunun duayenleri olarak tarihteki yerlerini alan isimler sayesinde, herkesçe biliniyor.

Gedikpaşa dendiğinde genelde akla ilk olarak tiyatro ve tiyatrocular gelse de, biz bu kez semti, müzikle ilgilenen isimler üzerinden tanıtacağız. Bu kişiler arasında en çok tanınanı, kendisine aktarılmış olan bilgileri bir sonraki nesle aktarabilmek, milletine, kilisesine hizmet edebilmek adına ömrünü müziğe adamış olan Krikor Çulhayan (1868-1938).

Çulhayan 1909 yılında Gedikpaşa Surp Hovhannes Kilisesi’nde görev alarak, tıbirlere Ermeni Kilisesi’nde seslendirilen yüzlerce yıllık ilahileri öğretmeye başlar. Ancak başka kiliselerin muganni heyetlerinin de onunla çalışmak istemeleri nedeniyle, buradaki görev süresi çok uzun olmaz. 1921 yılında tekrar Gedikpaşa Kilisesi’nde göreve başladığında, bu kez muganni heyetinin üyeleriyle birlikte yaptığı çalışmalarının meyvelerini görebilir. Tek ses olarak düzenlediği ‘Fa Minör Badarak’, ilk kez bu kilisede okunur.

Kimler geldi, kimler geçti

Gedikpaşa Kilisesi, köklü tarihi boyunca pek çok önemli isme ev sahipliği yapar. Burada görev alan kişiler arasında Şef Haçig Sucuyan (1936), Şef Vartkes Kapriyelyan (1939-1952/1957-1978), Şef Jirayr Aslanyants (1952-1957) Başmuganni Nışan Çalgıcıyan (1967), ilk akla gelen isimler. Bu değerli hocaların yetiştirdiği değerler arasında, ABD’de Metropolitan’da sahne alan Tenor Varujan Aslanyan’ı, İstanbul Operası’nda solistlik yapmış olan Tenor Bedros Kuyumcuyan’ı ve Tenor Kevork Boyacıyan’ı saymak mümkün.

Bütün bu isimler içinde, tıbrabed ve şef olarak görev aldığı dönemde Zıvartnots Muganni Heyeti ve Korosu’nun tekrar hayat bulmasını sağlayan Vartkes Kapriyelyan’ın apayrı bir yeri var. Pek çok hizmetiyle Gedikpaşalıların gönlünde taht kuran Kaprielyan’ın 1956’da kurduğu Haryur Mangants Çocuk Korosu’nda eğittiği çocuklar halen dünyanın dört bir yanındaki kiliselerde hizmet ediyor

Bir hizmet adamı: Vartkes Kapriyelyan

1913’te Rumelihisarı’nda doğan Kapriyelyan’ın dedesi, Eğin’in Ançırti köyünden, Surp Nışan Kilisesi’ni de yaptırmış olan Kapriyelyan ailesinden, Mahdes (Hacı) Mardik Amira’dır. Birinci Dünya Savaşı’nda asker olan babası Garabed’in ölüm haberi geldiğinde kendisi henüz 14 yaşındadır. Altı-yedi yaşlarındayken gönderildiği, semtin Surp Tateosyan Ermeni Okulu’ndaki başarısı onu Getronagan Lisesi ve Robert Kolej’e kadar getirir. 18 yaşına geldiğindeyse, maddi imkânlarının üniversite düzeyinde eğitim görmesine yeterli olamayacağını idrak ederek, terzilik mesleğinde çalışmaya başlar. Çocukluğundan itibaren düzenli olarak her pazar kiliseye gidip şabig giyen Vartkes’in, müzik konusunda çok yetenekli olduğu, daha ilk yıllarda belli olur. 13 yaşına geldiğinde sabah dualarını tek başına okuyarak kilisedeki düzenin korunmasına ve Badarakiç Kahana’ya (Badarak ayinini sunan din görevlisi) yardımcı olacak düzeye gelmiştir.

Vartkes Kaprielyan müzikte kendini geliştirebilmek için, komşuları olan Kemanî Mirican’dan ders almaya başlar. Bir buçuk sene içinde Uşşak Peşrevi’ni çalabilecek düzeye gelir. Sonraki yıllarda, Batı Müziği’ne duyduğu ilgi nedeniyle, Prof. Arşam Kavafyan’dan ders almaya başlar. Keman dersi aldığı dört sene zarfında, Başmuganni Andon Lale’yle başlayıp, kolejde Prof. Estisi ile devam eden müzik eğitimiyle bu alanda yüksek bir seviyeye gelir.

1935’te Gedikpaşa’ya taşındıklarında, Surp Hovhannes Kilisesi’nde şabig giymeye devam eder. Zıvartnots Muganni Heyeti bünyesinde yetişip, daha sonra din adamı olacak olan Der Şahe Altunyan, dokuz yaşındayken tanık olduğu bir olay, o dönemde kilisede şabig giyen bazı çocukların, semtlerine yeni taşınmış olan Vartkes’e karşı tavır aldıklarına işaret ediyor: “Bir sabah, ayinin başlamasına az kala, tıbirlerin hararet içinde bir şeyler konuştuklarını gördüm. İçlerinden birkaçı kızgın vaziyette, Hisar’dan Gedikpaşa’ya taşınmış olan ve her pazar kilisede okuyacak olan biri hakkında söylenip duruyorlardı. Bu tıbirin kim olduğunu sorduğumda, bana alaycı bir ifadeyle ‘Vartkes’ dediler. O üç kişi, arkadaşlarını ikna edip, Vartkes’in kilisede okumasına engel olmak istiyorlardı. Onu istememelerinin sebebiyse, papyon takıyor olmasıydı. Sadece o üç tıbirin değil, hiç kimsenin aklına, bir gün Zıvartnots Yerkçakhump’un yeniden oluşturulacağı ve başında da Vartkes Kaprielyan’ın bulunacağı gelmezdi. Bu âdeta, Tanrı’nın bir planıydı.”

Kaprielyan, gerçekten de, verdiği hizmetlerle, ‘seçilmiş’ biri olduğunu hissettirir herkese. Kilisede başmuganni ve yönetici olarak görev yapmakla yetinmeyerek, farklı dönemlerde, Gedikpaşa Kilisesi Vakfı’nda yönetim kurulu başkanlığı ve Mesrobyan Okulu’nun kuruculuğu görevlerini de üstlenir.

Çocuklar, haftanın iki günü yapılan provalara eksiksiz katılır. Baron Vartkes’in talimatları doğrultusunda aileler çocuklarına lacivert, uzun paçalı pantolon takımlarının yanı sıra siyah ayakkabı ve siyah çoraplardan oluşan kostümler hazırlatır. Çocukların takımını tamamlayacak olan kırmızı papyonlarsa, Baron Vartkes tarafından bizzat temin edilir. Çocuklar, haftanın iki günü yapılan provalara eksiksiz katılır. Baron Vartkes’in talimatları doğrultusunda aileler çocuklarına lacivert, uzun paçalı pantolon takımlarının yanı sıra siyah ayakkabı ve siyah çoraplardan oluşan kostümler hazırlatır. Çocukların takımını tamamlayacak olan kırmızı papyonlarsa, Baron Vartkes tarafından bizzat temin edilir.

Yirmi Kur’a Askerlik ve ille de müzik

1939’da askerliğini bitirip terzilik yapmaya başlayan Kapriyelyan, 1940 yılının Ağustos ayında nişanlandığı Dzağig Ayntabyan’la evlilik hazırlıklarına başlamıştır. Ancak 1941 baharında, hiçbir açıklama yapılmadan, 25 ile 45 yaşları arasındaki gayrimüslim erkeklerin, birliklere teslim olmaları istenir. Kaprielyan’ın yaptığı evlilik planları alt üst olur. Tarihte ‘Yirmi Kur’a Nafıa Askerlik’ adıyla yer alacak olan uygulamadır bu. Bu durumdan tedirginlik duysa da birkaç gün sonra askerlik şubesine gidip kaydını yaptıran Kaprielyan, Sultanahmet Camii’nde tutulduğu birkaç günün ardından sevdikleriyle vedalaşıp, Kütahya’ya gidecek olan gruba dahil olur. Tuzla’da hayvan vagonunda yaptığı yolculukta şef, sargavak, gibi, kilisede rütbe almış tanıdık isimler de ona arkadaşlık etmektedir. Vagonu aydınlatmak için yanan iki mumun titrek ışıkları altında ‘Der Voğormiya’ ilahisini okumaya başlarlar.

Kütahya’da kaldığı iki aydan sonra, belli mesleklerden askerlerin farklı şehirlere gönderilmesi doğrultusundaki yeni kararla, Vartkes Kaprielyan Konya’daki dikimevine gönderilir. Orada, Kaprielyan ve arkadaşları, İtalyanlara ait Aziz Pavlus Kilisesi’ne giderek, oradaki rahipten izin alıp pazar günleri kilisede ilahi okumaya başlarlar.

Neredeyse her pazar, İstanbul’un farklı kilise korolarında görev yapmış, ‘Yirmi Kur’a’ nedeniyle evlerinden, işlerinden ayrılıp, ilerlemiş yaşlarına rağmen, askerlik adı altında buralara getirilen insanları bir araya toplayarak, kilisede sargavakların riyasetinde badarak ilahilerini okurlar. Din adamlarının okuduğu bölümleri sargavaklar Jirayr Demirci, Arşavir Halacyan (daha sonra papaz olacak olacaktır) Vahe Zındancıyan, Nubar Şabcıyan değişimli olarak okurken, ayinlerde Garbis Semerciyan sargavak, Vartkes Kaprielyan ise şef olarak görev yapar.

Haryur Mangants’ın kuruluşu

Gedikpaşa Mesrobyan Okulu’nda okuyan çocuklarının okul çıkışında aylak aylak dolaşıp haylazlık yapmalarından bıkan aileler, okul müdürü ve okul kurucusu Vartkes Kapriyelyan’dan yardım isterler. Terzilik yaparak geçinmeye çalışan Kapriyelyan o dönem okul kurucusu görevini devam ettirse de Gedikpaşa Kilisesi Vakfı Yönetim Kurulu Başkanlığı’na yeni ara vermiştir. Ailelere “Ben çok yoğunum, çocuklara vakit ayıramam. İyisi mi siz çocuklarınızı kiliseye gönderin” der, ancak “Kiliseye gönderiyoruz ama orada ilgilenen kimse yok” cevabını alır. Aileler o kadar ısrar eder ki, sonunda Baron Vartkes, ailelere 100 çocuktan oluşan bir koro kuracağına ve o çocuklara tek sesli Yegmalyan Badarakı’nı öğreteceğine dair söz verir.

O dönemlerde Gedikpaşa semtinde 20 bin civarında Ermeni yaşamakta, kilisenin bitişiğinde bulunan Mesrobyan Okulu’nda ise 650 civarında öğrenci eğitim görmektedir. Ertesi gün Baron Vartkes sınıfları tek tek dolaşarak, 650 çocuk arasından müzik kulağı olanları belirler. Ancak bu seçmeler sonrasında koronun yüz çocuktan oluşması hedefinin yanı sıra, koronun adının da o sayı doğrultusunda belirlenmiş olmasıyla ilişkili, küçük bir sorun oluşmuştur.

Koroda yer alacak çocukların sayısına dair tahmin tutturulamamış olsa da, Baron Vartkes aynı ismi kullanmaya karar verir. Korodaki çocukların sayısı 110’a ulaşsa da, koronun adı, ‘Yüz Çocuk Korosu’ anlamına gelen ‘Haryur Mangants Yerkçakhump’ olarak kalır.

10 ay süren çalışma nihayet meyvesini sunmaya hazır hale gelir. Zıvartnots Tbrats Tas’ın kuruluşuun 66. yıldönümünün de kutlanacağı, 1957 yılının 5 Mayıs’ında, Gedikpaşa Kilisesi çocukların okuyacağı ayini dinlemek için farklı semtlerden gelen insanlarla dolup taşmıştır.

Üzerlerinde kilisede giymeleri için özel olarak diktirilmiş şabiglerle ikişer sıra halinde kiliseye girerek yerlerini alan çocuklar, Vartkes Kapriyelyan’ın işaretiyle ‘Khorhurt Khorin’i okumaya başlar. Tiz seslerin bulunduğu ilahileri büyük bir ustalıkla, kafa sesiyle okumaktadırlar. Çocukların seslendirdiği ilahilerin güzelliği kilisede bulunan herkesi çok duygulandırmıştır. Düzenlenen ‘siro seğan’da (sevgi sofrası), Yönetim Kurulu Başkanı Bedros Kuyumcuyan “Vartkes Kapriyelyan’ın ismi sadece Tıbrats Tas’ımızın tarihine değil, aynı zamanda bizim kalbimiz ve ruhumuza da kazınacaktır” der.

Koronun çalışmalarına çeşitli dönemlerde katılan 400’den fazla çocuğun her biri, bugün, Vartkes Kapriyelyan’ın kalplerinde oluşturduğu Kilise ve şaragan sevgisiyle, İstanbul’un farklı semtlerinde ve dünyanın çeşitli yerleridne sırpazan, derhayr, sargavak, tıbir olarak hizmet vermeye devam etmekteler.

Mangants Yerkçakhump ve ‘la’ sesi

Baron Vartkes her sene olduğu gibi o sene de okul açıldığında yaşları büyüdüğü için artık sesleri değişmeye başlayan 30’a yakın çocuğun yerine müziğe yatkın yeni çocuklar seçmek için sınıfları dolaşmaktadır.

Prova yapılan salona gittiğinde, korodaki çocukların sayısının eksilmediğini, bilakis tam sayı olarak hazır vaziyette beklemekte olduklarını, seçtiği 30 kişinin yerine de, çoğu ailesiyle birlikte, 70’e yakın çocuğun gelmiş olduğunu görür. Tam bir keşmekeşle karşı karşıyadır. Şaşkınlık içinde, çocukların arasından listede isimleri bulunanları ayırarak, diğer çocukları koroya alamayacağını söyler.

Bunun üzerine aileler çocukların koroya alınması için Baron Vartkes’i ikna etmeye çalışırlar. Baron Vartkes ailelere söz geçiremeyeceğini anlayınca, ‘la’ sesini vererek korodaki çocuklardan bu sesi vermelerini ister. Yeni gelen çocukların sesi verememeleri üzerine ailelere çocuklarını düzenli olarak kiliseye göndermelerini, onların da zamanla okumayı öğrenebileceğini söyler. Ardından yeni oluşturduğu listedeki çocukları eski gruba dahil ederek provasına başlar. Yarım saat provanın ardından mola verdiklerinde, dışarıdan tiz sesler işitirler. Hep birlikte pencereden baktıklarında sokak lambasının altında toplanıp hep birlikte ‘la’ diye bağıran yedi-sekiz çocuk görürler. Tıbrabed, çocukları yukarı çağırıp, onlara “Neden ailelerinizle birlikte eve gitmeyip bu saate kadar sokaklarda kaldınız?” diye sorar. Çocuklar, “Baron, biz la sesini verebiliyoruz” diyerek, hep birlikte “La” diye bağırmaya başlarlar. Tıbrabed çocukların koroya katılmayı bu denli çok istemeleri karşısında daha fazla dayanamaz, “Bravo çocuklar” deyip onları da gruba dahil eder.

Kaynak: Agos.com.tr

CEVAP VER