İnanılmaz derecede kıskanıyorlar bizi … Duyuyorum konuşurlarken, fısıldaşırlarken…
Diyorlar ki , sen hem o dillere en az Türkçen kadar hakim ol, hem bu kadar bilgili, donanımlı ve görgülü ol. Hem 8-9 ay çalış, geri kalan 3 ay dünyayı dolaş, hem de eh yüklüce olmasa da tatminkar seviyede para kazan. Yok artık diyorlar, inanmak istemiyorlar…
Gerçekten turizmin gözbebekleriyiz. Eh tabiki işimizinde piriyiz. Her turda kendimi dışarı attığımda görüyorum, 70 yaşındaki de, 22 yaşındaki de hala aynı çoşku ve gayretle çalışıyor, gösteriyor, öğretiyor, anlatıyor…
Durmuyoruz öğrenmekten. Dinlendiğimiz tatil dönemlerinde bile bir eğitimden diğerine koşuyoruz. Bazılarımız kitapçıdan dışarı çıkmazken, diğerleri Amazon’dan en son çıkan yayınların siparişini veriyor. Para harcıyor, yatırım yapıyoruz kendimize, bilgi ve emeğimize…
Uzmanlaşıyoruz, daha detaycı oluyoruz bilgimizde. Bazımız biblicalin o labirentli dünyasına daha fazla fokus olurken diğerimiz İstanbul’un çarşılarının ehli oluyor. Bazılarımız da kazancının yarısını , sadece 15 sn de olsa o nadir kuşu görüp fotoğraflamak için harcıyor, sadece parasını da değil, günlerini de tıpkı sevgili Fuat Toper’in yaptığı gibi.
Gerçekten dehşet bir beyin gücü var bu ekipte. Hani o sinerjiyi gerçekleştirse, Türkiye’yi yerinden sarsacak kadar kuvvetli bir grup. Belki de ülkenin en verimli think-tank’ı , eğer bir araya gelseler.
Eğer silkinip bir araya gelsek nasil kontaklar çıkarırız politik çevrelerden….
Eğer silkinip bir araya gelsek turizmin en büyük baskı grubu, trend setter i oluruz…
Eğer turlarda bize o muhtesem showları yaptıran egomuzdan, dominant karakterimizden biraz taviz verebilsek ortak payda da buluşabilmek için; Meslek Yasası ne, anayasayı baştan yazar rehberlik dünyasının duyarlı, bilinçli ve bilgili üyeleri.
Ama dilimiz çok çatal. İnadımız inat mı inat. Yapıcılıktan çok yıkmaya kodlanmışız. Sadece rehberler değil, Türkiye olarak böyleyiz. Stratejilerimizi win to win değil, win to lose üzerine kurmuşuz. O kadar donanımlıyız ama hala “çamur at, izi kalsın” huyumuzdan vazgeçememişiz. İyi niyetle eleştirene de ( Amerikalıların sevdiğim bir terimi var [constructive criticism]) tahammül edememişiz. Kızmışız, hala da kızıyoruz.
Nereye kadar, daha ne kadar devam edecegiz bu duruma ? Tabiki bunlardan sorumluluk duyan , elini bir şekilde taşın altına olmasa da , üstünde, yanında tutmaya çalışan küçük bir azınlık var. Bunlar zaten ya platformu işgal eden beyzadeler, hanfendiler ya da seçim zamanı pazar keyfini katleden ENAYİLER. Evet yanlış duymadınız.. Bu sözü yüzüme söyledi bir meslektaşım. Enayimiyim dedi, pazar keyfimi rehber odası seçimi için.
Onküsür binlik rehber ordusunun yüzde sekseni böyle düşünüyor. Maalesef bencillik , her tarafımızı sarmış, bizi, mesleğimizi cayır cayır yakıyor…
Eleştirmek çok kolay ” Şerif 8 senede ne yapmış ki ? Yalçın mı ? O esnafçı hain değil mi ?” Osmanlı argosunun çok güzel bir cevabı var bu boş konuşanlar için:” …bre zındık SEN NE YAPTIN ?”
Gerçekten çoğumuz hiç ama hiçbirşey yapmıyoruz.. Biraraya gelemiyor ve maalesef üretemiyoruz, ne çözüm ne de fikir …
Bazılarımızın hiçbirşeyden haberi yok. Özellikle yenilerin … Ama onlarda da kötü niyet yok. Çünkü ellerinden tutan yok, deli oğlan B.H Partal’dan başka da tutmak isteyen…
Bize gerçekten çok ağır bir tokat lazım. Bizi sarsacak gerçek bir tokat. Çünkü bu umursamazlıkla bırakın sarı öküzü, tüm sürüyü vereceğiz sonunda. Tüm niteliklerimizi, insiyatiflerimizi fırlatıp atmadan, en önemlisi Ertan’ın, Orçun’un ve Mine’nin dediği gibi MESLEK ONURUMUZU kaybetmeden bir araya gelmeliyiz. Birşeylerin satışından güzel çorba alacağız diye esas ana ekmeğimizle oynamamalıyız. Eğer bir araya gelirsek, eğer içimizdeki uyuyan kitleleri uyandırırsak, dünyanın en iyi rehberleri olarak, bu işin kaymağını o zaman hakkı ile yeriz.
Turizmin ağır beden ve fikir emekçileri olan tüm rehberin birgün biraya gelmesi umuduyla , rehberler günümüz kutlu olsun arkadaşlar..

Sayın Taner,
Rehber toplumuna ani bir tokat gibi gelen bu güzel yazınızın içeriğine katılmamak olası değil.Turizm rehberleri hanut,vb.gibi ek gelir kaynaklarına olan bağımlılıklarından vazgeçmediği ya da bunu tolere edilebilir düzeyde yapma iradesini gösteremedikleri sürece mesleğin onur sorunu devam edecektir.
90′lı yılların başında mesleğin sorunlarının çözümüne yönelik ortaya çıkan bir grup idealist rehber olarak,meslek onurunun sağlanmasında en temel koşulun ücretler olduğunu savunuyor,hanuta mecbur bırakılmamalıyız görüşünü taşıyorduk.Özellikle ben”yaptığımız iş çok bilgi,görgü,kültür gerektiren bir iş.Dolayısıyle ücretlerimiz yüksek olmalı ve komisyon,vb.gibi kalemlere mecbur bırakılmamalıyız.Ancak bu yolla meslek onurumuzu kurtarabiliriz,vs…”şeklinde görüşlerimi telaffuz ediyordum.Bir seçim dönemiydi ve akabinde yapılan seçimlerde bu görüşte olan bizler kaybettik.Karşı tarafın en önemli argümanı ise ”bu grup hanuta karşı,komisyonlarımızı kestirecekler.vs.idi ve kazandılar.
Bugün varılan süreçte,komisyon alma hırsı ile çok yara aldı. Turizm rehberleri bir satış elemanı olma durumuna indirgenmiş oldu.Rehberler ücret almadan ya da gülünç rakamlarla çalışıyorlar ve meslek onurunu ayaklar altına alıyorlar.Bu görüşleri her ortamda defalarca dile getirdik ve hala dile getiriyoruz.Ama yine de değişen pek birşey yok gibi gözüküyor.Dilerim yanılırım ve bu durum değişir.Herşeye karşın mesleğin onuruna kavuşması noktasındaki umutlarımı korumak istiyorum.
Bu bağlamda.yazdığınız bu anlamlı yazı da bir uyarı olur inşallah.
Aydınlık ve onurlu bir meslek geleceği inancımla,tüm meslekdaşların rehberlik günü kutlu olsun.
Refik Baysal
Fr.İng.
helal…