İŞGAL ALTINDA LÜKS ve HOTEL RİTZ’İN CASUS MÜŞTERİSİ CHANEL

0
119
  Time dergisinin sahibi ve aynı zamanda gazeteci olan Clare Boothe Luce, Hotel Ritz’in müdürüne Almanların Paris’e geleceğini nereden bildiğini sorduğunda şu yanıtı almıştı:

« Çünkü işgal başlamadan çok önce, Almanlar odalar için rezervasyon yaptılar!»

Bugün sizlere belboy olarak başladığı otelcilik basamaklarını koşaradım çikan César (Sezar) Ritz’in Paris’te kurduğu bir lüks imparatorluğundan ve efsanevi « modanın modası geçer, tarzın ise asla ! » sözlerinin sahibi Coco Chanel’den bahsedeceğiz Aslında sizleri aksam beş çayına da beklerdik ama bir fincan çayın 54 euro olduğunu görünce davetten –üzülerek- vazgeçtik.

.
13 çocuklu, İsviçreli bir ailenin son çocuğu olarak doğan ve 1860’li yıllarda restaurant çırağı olarak sessizce geldiği Paris’te lüksün dibine vuran Sezar Abimiz, Avrupa’da neredeyse ilk kez bütün odalara elektrik, özel banyo vs getirdiği Ritz otelini kurar.

.
Ritz deyip geçmeyelim lütfen; bu ad herhangi bir yerde ya da zamanda karşınıza çıkabilir. Öyle ki, bu lüks otelin adı, kendini İngiliz diline bile kabul ettirmiş durumda: Günümüzde ritzy, İngilizcede “çok lüks ve şık” anlamına gelen bir sıfat olarak bile kullanılıyor.

.
Bu arada Grand Marnier sever misiniz ? Bu liköre adını veren kişi de, bizim Ritz otelin kurucusu César işte : « Grand Marnier, un grand nom pour une grande liqueur ! » (büyük bir likör için büyük bir isim – grand= büyük) diyerek olayı çözer ve şirketin sahibi olan aile, Ritz bu oteli kurduğunda kendisine gerekli sermayeyi sağlar.

.
« Üzümü ye, bağını sorma !» demiş atalarımız ama sözkonusu otelin kral dairesinin gecelik fiyatı bazen 26-27 bin euroyu bulunca kimlerin bu otelde kaldığını düşünmeden edemiyor insan! Şimdi siz bir de bunu, artık takip bile etmekte zorlandığımız euro kuru ile çarpmayın lütfen, zaten yeterince yanan canımız daha da yanmasın!

.
1898 yılında kurulan Ritz oteli, giderek lüks ve ayrıcalıgin bir sembolü olur ve 20. yüzyıl boyunca Birleşik Krallık Kralı VII. Edward, Marcel Proust, İran Şahı, Charlie Chaplin, Amerikalı yazar Francis Scott Fitzgerald gibi sayısız ünlüye ev sahipliği yapar.

.
Yine, Amerikali yazar Ernest Hemingway, savaş fotoğrafçısı Robert Capa, İsveçli aktris Ingrid Bergman, Brunei Sultanı, Madonna, Mick Jagger ve tabi ki, hayatini kaybetmeden önceki son gecesini burada geçiren Prenses Diana da otelin mudavimlerindendir !

Efsaneye gore ünlü « Bloody Mary » kokteyli de bu otelin barında doğar : Bir gün, otelin düzenli müşterilerinden Ernest Hemingway barmene “sevgilim Mary artık içmemi istemiyor, eve geldiğimde nefesimi soluyor ve beni azarlıyor !” der. Barmen daha sonra “kokusuz” bir votka kokteyli ve domates suyu hazırlar. Ertesi gün, Hemingway, “Aferin, Bloody Mary hiç bir şey hissetmedi! “. Bu arada hatırlatalım ki, otelin barı, adını Hemingway’den alıyor.

.
Ancak Hotel Ritz’in imajını en fazla parlatan karakter, kuşkusuz, 30 yıldan fazla bir süre orada yaşayan ve otelde hayatini kaybeden ve Fransa’da gerekse de 2. Dünya savaşının, gerekse de modanın en tartişmalı kişiliklerinden biri olan Gabrielle Chasnel, nam-ı diğer Coco Chanel olur! 14 Haziran 1940’ta 300.000 askerle Paris’i işgal eden Nazi rejiminin iki numarali adamı olan General Hermann Göring, Luftwaffe’nin (Alman Hava Kuvvetleri) karargahını Ritz’e kurmaya ve İngiltere’nin bombalanmasını buradan yönetmeye karar verir. Kral dairesinde kalan morfin müptelası Göring otelde kaldığı sürece kişisel koleksiyonunu gerek zorla aldığı, gerekse de « çok iyi pazarlık yaparak » hiç pahasına aldığı mücevher ve tablolarla büyütür. Faşist rejimin bu dönemde Fransa’dan zorla ya da « satın alarak » Almanya’ya götürdüğü eser sayısı üç milyona yakındır!…

.
Tabii ki Almanya’daki « ağır çalışmalar »dan yorulan diğer önemli Nazi figürleri de düzenli olarak Paris’e gelirler: Örneğin Propaganda Bakanı Joseph Goebbels ve Gestapo Şefi Heinrich Himmler gibi kişilikler de tatillerini Hotel Ritz’de geçirirler.

.
Coco Channel, oteldeki Almanlarla, sevgililerinden biri olan (evet, yanlış okumadınız, Mademoiselle’in bir kaç sevgilisinden biri olan) ve Paris’teki Alman büyükelçiliğinin basın ve propaganda departmanına başkanlık eden Hans Günther von Dincklage ile ayni zamanda garip bir ajanlık ilişkisine de başlar. Coco Chanel, musevi Werhtheimer ailesine ait olan No 5 adlı parfüme el koyar ve savaş boyunca Almanlarla çalışır.

.
Göring, Himmler gibi nazi liderlerinin kaldığı Hotel Ritz’in “privatgast” yani “özel misafir” bölümünde süit bulabilmek,Coco Chanel’in isgalcilere yakınlığını bariz bir şekilde anlatabilir. Antisemitizmini açık açık dile getiren Chanel’in bir sohbette dile getirdiği “Fransa yalnızca hakettiğini buldu” cümlesi Londra’daki direniş hükümetinin kayıtlarına geçer.

.
Coco Chanel hayranları ajanlık iddialarını kabul etmeyip, 60 yaşındaki bir modacı ile kendisinden daha genç Nazi subayı sevgilisinin aşkından sözederler. Ne var ki, bir kaç yıl önce ikinci dünya savaşı dönemindeki arşivler açıldı ve Gabrielle “Coco” Chasnel’in 1941 yomunda F-7124 koduyla ajan nazi kayıtlarına geçtiği anlaşıldı. Coco Chanel 3. Reich’in başkenti Berlin’e iki kez gitmiş; üstelik yalnızca Almanların değil, işbirlikçi Vichy hükümetinin de desteğini almıştı. Hatta dönemin başbakanı’nın damadı, “işbirlikçi olmak ne kadar zor bir bilseniz!” sözleriyle ünlü Chambrun kontunun kendisine kişisel olarak destek verdiği söylenir.

.
Ama Hotel Ritz’te yalnızca işbirlikçiler, ajanlar ya da Alman sempatizanları yoktu. İşgal döneminde musevi barmen Frank Meier, gerek Fransız, gerekse de İsviçreli yöneticilerin desteğiyle direnişçileri otelde, nazi generallerinin burnunun dibinde saklıyordu.

Chanel’in tarihe bir kahraman olarak geçmek için yaptığı son hamle, ikinci dünya savaşını bitirme girişimidir!.. “Modelhut” yani şapka yapıcısı (Coco Chanel’in asil mesleği) adı verilen bu operasyona göre Coco Chanel Himmler ve Churchill’i bir barış anlaşması yapmaya ikna edecek ve böylelikle, Chanel’in kendi deyimiyle, “Berlin korkunç bir şekilde Rusların eline düşmeyecek”ti.

.
Bu arada unutmayalım ki Chanel, bu operasyonu yöneten SS istihbarat şefi olan Schellrenberg (ki kendisi ayni zamanda Himmler’in sağ koludur) ile savaş sonrası, Nuremberg yargılamaları döneminde bile mektuplaşmaya devam ederler. Hatta hastane masraflarını ve cenazesini Coco Chanel karşılar.

.
İlginç bir şekilde, Paris işgal altındayken, ne Coco Chanel’in parfüm, moda ve şampanya dolu hayatında, ne de bu lüks otelin tüm hizmetleri ve işlevlerinde bir değişiklik olur. Savaşın belki de en az hissedildiği yer burasıdır!.. (Bugün, otelin yöneticilerinin konuşmaktan itinayla kaçındığı bir numaralı konu budur. İkinci konu ise Prenses Diana olmayı sürdürüyor…)

.
Bu belki de, prestijli otel Nazi işgali altında işbirliğinin bir sembolü haline gelir. Belki de bu yüzden, Hotel Ritz, işgal altındaki Paris’te Almanlarla işbirliği sembollerinden biri haline gelir.

.
Bir özgürlük hareketi olarak anılan 68 Mayıs olayları otelin ve de onunla özdeşleşen Coco Chanel’in düşüşünü tetikler!

.
Kadınlar yalnızca ahlak kurallarını değil, kıyafet kurallarını da kırmaya başlarlar: Birkaç yıldır Paris sokaklarında görülmeye başlanan mini etekleri, kot pantolonları, taytları moda haline gelir. Coco Chanel, bu moda ve değişiklikleri tamamen reddeder. Esnek olmayı gururuna yediremeyen modacı, « demode » olmaya mahkum olur!..

.
Ritz Hotel, 10 Ocak 1971’de, daha önce işbirliğinde olduğu Coco Chanel’in 87 yaşında bu kez de ölümüne tanıklık eder…

.
Hotel Ritz bu dönemde can çekişmeye başlar. Bazı ünlüler gelmeye devam eder ama onun eskimiş itibarının gölgesinde yaşarlar. Hissedarlar arasında çok fazla çatışma vardır ; oteli herkes sahiplenir ama kimse ciddi bir yatırım yapmak istemez. En sonunda, oğul Ritz’in dul eşi olan Monique Ritz, 1979’da Mısırlı işadamı Mohamed Al-Fayed’e satar ve Ritz’in tarihinde eski gücünü yakalamaya çalışan, tartışmalı yeni sayfalar açılır.

Sinan BELLİ
Conservatoire Nationale des Arts et Métiers (Ulusal Bilim ve Sanatlar Konservatuvarı)
Ecole du Louvre

Kaynakça :
Marcel HAEDRICH : Coco Chanel, 2008
Hal VAUGHAN : Sleeping with the Enemy: Coco Chanel’s Secret War, 2011
Tilar J. MAZZEO : 15, place Vendôme – Le Ritz sous l’Occupation, 2014