Türkçenin Alfabeleri, Ermenice Harfleri

0
135

Şair, filozof ve devlet adamı Rıza Tevfik, 1926’da Sabih Şevket’e yazdığı bir mektupta, Türkçenin yazıyla ifadesine en uygun harflerin Ermenice harfler olduğunu belirtiyor. ‘Derin Tarih’ dergisinin Kasım sayısındaki, Abdullah Uçman imzalı bir yazıda belgelerle sunulan bu bilgiden hareketle görüştüğümüz araştırmacı Murat Cankara, Tevfik’in bu fikrinin 19. yüzyılda “Ermenice harflerle Türkçe yazan hemen herkesin birleştiği bir nokta” olduğunu söylüyor. Peki, 19. yüzyıldan Cumhuriyet’in harf devrimine uzanan süreçte neler oldu? Ermeni Alfabesi Osmanlı topraklarında ne ölçüde yaygınlaştı? Murat Cankara konuyla ilgili sorularımızı yanıtladı.

  • Rıza Tevfik 1926’da Ermeni Alfabesi’nin Türkçeye en uygun alfabe olduğunu neye dayanarak söylüyor?

Rıza Tevfik bunu Arap harflerinin yerine Latin harflerinin kabul edilmesi gerektiği argümanına karşı söylüyor. Yani, eğer mesele gerçekten Arap alfabesinin Türkçedeki sesleri iyi temsil etmemesiyse Ermeni harflerini almak daha doğru olur zira Türkçenin seslerini en iyi temsil eden alfabe Ermeni alfabesidir. Aslında bu düşünceyi yarım yüzyıl geriye de götürmek mümkün. 19. yüzyılda Ahmet Mithat Efendi ve Namık Kemal de bu konuda yazmış. Ahmet Mithat, 1874’te ‘Yazı Yazmak Hakkında Bazı Malumat’ başlıklı yazısında, yazı sistemlerini ve çeşitli alfabeleri karşılaştırırken, Ermeni harflerinin temsil gücünün çok güçlü olduğunu söyler. Açıklaması şöyle: “Bir alfabenin mükemmel olup olmadığını anlamak için, bu alfabeyle başka bir lisanı yazmak ve onu okumak gerekir. Doğru okuyabiliyorsanız, o zaman o alfabe mükemmele yakın veya mükemmeldir. Ve bu mükemmellik Ermeni lisanında vardır.”

  • Ahmet Mithat Ermenice harflerle Türkçe okumayı biliyor muydu?

En azından, Türkçenin Ermeni harfleriyle çok iyi temsil edildiğini biliyor olmalı. Ahmet Mithat’ın ‘Müşâhedât’ romanını okuduğumuzda, Hovsep Vartanyan’dan (bilinen ilk Türkçe roman olan, Ermenice harfli Türkçe ‘Akabi Hikâyesi’nin yazarı), Ermenice harflerle yazılmış Türkçe metinlerden haberdar olduğunu öğreniyoruz. Hatta, en meşhur romanlarından ‘Felâtun Bey ve Râkım Efendi’ Ermenice harfli Türkçe olarak basılıyor. Emin olamadığım tek şey, Ermeni harflerini okuyup okuyamadığı. Ahmet Mithat gibi, okuma açlığı çeken birinin, bir haftada öğrenebileceği bir alfabeyle yüzlerce metne ulaşmayı istememesi bana açıklanabilir gibi gelmiyor. Dönemin tüm okur-yazarları için aynı şey söylenebilir.

  • Namık Kemal ne yazıyor bu konuda?

Hacı Bey Zade Ahmet Muhtar’ın, 1892’de yayımlanan ‘Osmanlıca Bilenlere Dört Günde Ermenice Okumanın Usulü’ adlı kitaptan bir sayfa.

Arap Alfabesi’nin ıslahı veya kaldırılmasıyla ilgili tartışmalar kabaca 19. yüzyılın ortalarından sonra başlıyor ve dönemin neredeyse bütün yazarları bu konuda fikir beyan ediyorlar. Namık Kemal de, 1878 yılında, bu alfabenin kültürel ve dini bağlarını önemsediğinden, değişmesinden yana olmadığını ama ille değişecekse, Latin Alfabesi yerine Ermeni veya Rum alfabesinin daha uygun olacağını, yine bu alfabelerin temsil gücüne dayandırarak belirtiyor. Ermenice alfabenin Türkçeyi temsil gücünün çok yüksek olduğu, o dönemde Ermenice harflerle Türkçe üzerine yazan hemen herkesin birleştiği bir nokta.

  • Ermenice harfli Türkçe metinlerde yazım kuralları veya standardizasyon oluşmuş mu?

Bu konuda büyük bir çeşitlilik var. Kitabı yazanın, hatta dizgisini yapanın telaffuz ediş biçimine bağlı olarak bile sözcükler farklı şekillerde yazılabiliyor. Örneğin bir sözcüğün aynı sayfa içerisinde üç farklı şekilde yazıldığını görebiliyorsunuz. Mesela Hovsep Vartanyan’ın 1855 tarihli ‘Napolyon Bonapart’ kitabında, Ermenice harflerle yazılı, ağdalı bir Osmanlıcayla karşılaşıyoruz. Ancak Ermenice harfli Türkçe romanlarda çok gündelik bir dil kullanılıyor; günümüzde kullandığımız dile, döneminin Osmanlıca metinlerinde kullanılan dilden daha yakın. Vartanyan’ın romanında da böyle bir dil var. Yani bir yazar, farklı yapıtlarında farklı diller kullanabiliyor. Arap harfleriyle Türkçe yazımı bire bir alanlar da oluyor; misal, Arap harfleri kullanılırken ‘gördü’ kelimesinin sonundaki ‘ü’, ‘i’ halini alır, ‘gördi’ yazılır. Ermenice harflerle, ‘gördü’ yerine ‘gördi’ yazanlar da olmuş.

  • Konuşma dilinin yazıya dökülmesi de böyle mi başlıyor?

Türkçenin sadeleşmesi ve düzyazı dilinin oluşmasında Ermeni harfleriyle yazılan Türkçenin mutlaka hesaba katılması gerekir. Arap harfleriyle Türkçe yazanlar bir gelenekten geliyor, bunu değiştirmek kolay değil, ancak Ermeni harfleriyle Türkçe yazanlar rahatlıkla konuştukları dili kâğıda aktarıyorlar. Yani o dönemde Müslüman Türk yazarlar dilin sadeleşmesi üzerine tartışırken, aslında gözlerinin önünde kocaman bir örnek duruyor. Örneğin 1867’de Ali Suavi, Müslüman Türk gazetecilere, Ermeni harfleriyle yazılan Türkçenin konuşma diline yakın olmasından ötürü daha anlaşılır olduğunu ve buna benzer bir yazı dili oluşturmanın gerekliliğini anlatıyor.

  • Ermeni harflerinin kullanımı ne kadar yaygın?

19. yüzyılın sonuna doğru, Ermeni harflerini, hatta Ermeniceyi bilen Türklerin sayısında ya da bunun görünürlüğünde bir artış oluyor. 1890’ların başında ‘Osmanlıca Bilenlere Dört Günde Ermenice Okumanın Usulü’ diye bir risale basılıyor. Önsözde, “Bu risaleyi kendi kendinize kullanarak istediğiniz gibi Ermenice harfli roman, gazete okuyabilirsiniz” deniyor. Bir süre sonra durum siyasi bir renk de alıyor. Mülkiye gibi karma yüksek okullarda seçmeli Ermenice dersleri başlıyor. Yine bu karma okullarla ve gelişen edebi pazarla birlikte ortak edebi beğeniler de mevcut. Fransızca romanların Ermenice harfli çevirileri yaygın olarak kullanılıyor. Gündelik metinlerle de karşılaşmak mümkün. Mesela bir kısmı İbranice, bir kısmı Ermenice, bir kısmı da Ermenice harfli Türkçe yazılmış bir el yazmasında, Ermenice harflerle Türkçe olarak, hizmetçiniz evden kaçarsa ne yapmanız gerektiği anlatılıyor. 1890’larda da, biri, Kayseri’deki bir katliama dair anılarını, dörtlükler halinde, Ermenice harflerle defterine yazıyor. Yani Ermenice harflerle Türkçe yazmak sadece entelektüellerin değil, Ermeni halkının da günlük kullanımına giriyor.

  • Türk-Müslüman yöneticilerin bu konudaki tavrı nasıl?

Cumhuriyet’e ve Harf Devrimi’ne yaklaşıldıkça yöneticilerin bu meseleyi merak ettiğini, Ermenice harflerle Türkçe yazma konusunu anlamaya çalıştıklarını görüyoruz. Öncesinde de, Ermenice harfli ilk Türkçe metinlerin, 19. yüzyılda, yönetici elitin isteğiyle yazıldığını biliyoruz. Örneğin Mikayel Çamçiyan, Eremya Çelebi Kömürciyan’ın, Ermenilerin tarihinin anlatıldığı Khorenatsi kitabından bazı bölümleri Ermenice harfli Türkçeye çevirdiğini, ve bunu Ermeni tarihini okumak isteyen Müslüman yöneticiler için yaptığını yazıyor. Robert Kolej’in kurucusu Cyrus Hamlin, anılarında, 1870’lerde Milli Eğitim Bakanı Ahmet Vefik Paşa’yla görüşmeye gittiğinde onun elindeki Ermenice harfli Türkçe aritmetik kitabını çok beğendiğini ve Ermeni Alfabesi’ni öğrenip kitabı basmak istediğini söylediğini anlatıyor, ve o kitap basılıyor hakikaten.

  • Ermeni Alfabesi’nin kullanımı giderek kitleselleşiyor o halde?

Yüzyılın ortasından itibaren, Ermenice harflerle yazılı Türkçeye ilgi artıyor. Yabancı basını, dış siyaseti, gündemi takip etmek için önemli bir araç haline geliyor. Mesela Ahmet İhsan Tokgöz Mülkiye’deki sınıf arkadaşından iki günde Ermenice alfabe öğrenerek Fransızca roman çevirilerini okuyor; ‘Cihan’ adlı bir dergide Ermenice harflerle bir yazı yayımlıyor. Karma okulların açılması ve eğitimin yaygınlaşmasıyla ciddi bir ders kitabı ihtiyacı doğuyor. Bu dönemde Ermenice harfli Türkçe ders kitapları basılıyor. Halit Ziya, İzmir’deki Mıhitarist okulunda öğrenciyken, hocası, ders kitaplarını okuyabilmesi için ona Ermeni harflerini öğrenmesini salık veriyor. Bana çok makul geliyor, Halit Ziya ve onun gibi birçok insanın roman okumak veya ders kitabından yararlanabilmek için Ermeni Alfabesi’ni öğrenmeleri.

  • Ermenice harfli Türkçe bir metin en son ne zaman basılmış?

Bilinen en son metin 1968’de Buenos Aires’te basılmış. Bu konudaki bir teori, milli kimliğin oluşması ve Ermenice eğitimin yaygınlaşmasıyla, Ermenice harflerle Türkçe yazmaya gerek kalmadığı. Ancak bu konu tartışmalı çünkü, önreğin 19. yüzyılda sıkça rastlanan bu metinlere, II. Meşrutiyet sonrası İzmir’de çıkan bir gazetede ve 1915’te ve sonrasında İstanbul’da yayımlanan bir misyoner gazetesinde de rastlıyoruz.

Kaynak: Agos 14.11.18